Vrijdag 10 september 2010, 
RegistrerenAdverterenContact   

   

<li><font color=#7E99B2>Günümüzün politik ve toplumsal geli&#351;meleri</font><li><font color=#7E99B2>Hedendaagse politieke en maatschappelijke ontwikkelingen</font>

Bericht op di 19 jan 2010 21:53

Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği
Kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce...

Hrant DİNK İstanbul - Agos19 Ocak 2007
Tuncel Kurtiz, "Ruh halimin güvercin tedirginliği" (19 Ocak 2007) Dinlemek için tıklayın.


Başlangıcında, "Türklüğü aşağılamak" suçlamasıyla Şişli Cumhuriyet Savcılığı'nca hakkımda başlatılan soruşturmadan tedirginlik duymadım.

Bu ilk değildi. Benzer bir davaya zaten Urfa'dan aşinaydım. 2002 yılında Urfa'da gerçekleşen bir konferansta yaptığım konuşmada "Türk olmadığımı... Türkiyeli ve Ermeni olduğumu" söylediğim için "Türklüğü aşağılamak" suçlamasıyla üç yıldan beri yargılanıyordum. Duruşmaların gidişatından dahi habersizdim. Hiç ilgilenmiyordum.Urfa'dan avukat arkadaşlar gıyabımda yürütüyorlardı celseleri.

Şişli Savcısı'na gidip ifade verdiğimde de hayli umursamazdım. Sonuçta yazdığıma ve niyetime güveniyordum. Savcı, yazımın sadece birbaşına hiç bir şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde, benim "Türklüğü aşağılamak" gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla anlayacaktı ve bu komedi de bitecekti.

Soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum.

Kendimden emindim

Ama hayret işte! Dava açılmıştı.

Yine de iyimserliğimi kaybetmedim.

O kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir televizyon programında, beni suçlayan avukat Kerinçsiz'e "Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi" dahi dile getirdim. Kendimden emindim, gerçekten yazımda Türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim ve kastım -hiç ama hiç- yoktu. Dizi yazılarımın tamamını okuyanlar bunu çok net olarak anlayacaklardı.

Nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun böyle olduğunu gösteriyordu.

Endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak yanlıştan dönülecekti.

"Ya sabır" çeke çeke...

Ama dönülmedi.

Savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi.

Ardından da hakim altı ay mahkumiyetime karar verdi.

Mahkumiyet haberini ilk duyduğumda, kendimi, dava süresi boyunca beslediğim ümitlerimin acı tazyiki altında buldum. Şaşkındım... Kırgınlığım ve isyanım had safhadaydı.

"Bak şu karar bir çıksın, bir beraat edeyim, siz o zaman bu konuştuklarınıza, yazdıklarınıza nasıl pişman olacaksınız" diye dayanmıştım günlerce, aylarca.

Davanın her celsesinde "Türkün kanı zehirlidir" dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında.

Her seferinde "Türk düşmanı" olarak biraz daha meşhur ediliyordum.

Adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle.

Pankartlarla hakaretler yağdırıyorlardı. Yüzlerceyi bulan ve aylardır yağan telefon, email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artıyordu.

Tüm bunlara "Ya sabır" çekip, beraat kararını bekleyerek dayanıyordum.

Karar açıklandığında nasıl olsa gerçek ortaya çıkacak ve bu insanlar yaptıklarından utanacaklardı.

Tek silahım samimiyetim

Ama işte karar çıkmıştı ve tüm ümitlerim yıkılmıştı.

Gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım.

Hakim "Türk Milleti" adına karar vermişti ve benim "Türklüğü aşağıladığımı" hukuken tescillemişti.

Her şeye dayanabilirdim ama buna dayanmam mümkün değildi.

Benim anlayışımla, bir insanın birlikte yaşadığı insanları etnik ya da dinsel herhangi bir farklılığı nedeniyle aşağılaması ırkçılıktı ve bunun bağışlanır bir yanı olamazdı.

İşte bu ruh haliyle, kapımda hazır bekleyen ve "Daha önce dile getirdiğim gibi ülkeyi terk edip etmeyeceğim"i teyit etmek isteyen basın ve medyadan arkadaşlara şu açıklamada bulundum:

"Avukatlarıma danışacağım. Yargıtay'da temyize başvuracağım ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne de gideceğim. Bu süreçlerden herhangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edeceğim. Çünkü böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin benim kanaatimce aşağıladığı diğer yurttaşlarla birlikte yaşama hakkı yoktur."

Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldım. Tek silahım samimiyetimdi.

Kara mizah

Ama gelin görün ki beni Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu ve bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı. Üstelik bu açıklamayı tüm basın ve medya vermişti ama onların gözüne batan ille de AGOS'takiydi. AGOS sorumluları ve ben, bu kez de yargıyı etkilemekten yargılanır olduk.

"Kara mizah" dedikleri bu olsa gerek.

Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki?

Ama bakın şu komikliğe ki sanık bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.

"Türk Devleti adına"

İtiraf etmeliyim ki Türkiye'deki "Adalet sistemi"ne ve "Hukuk" kavramına olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım.

Nasıl yitirmeyeyim? Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu?

Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargı'sı bir çok devlet adamının ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil.

Yargı yurttaşın haklarını değil, Devlet'i koruyor.

Yargı yurttaşın yanında değil, Devlet'in güdümünde.

Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar "Türk Milleti adına" deniyor olsa da, şu çok açık ki "Türk Milleti adına" değil, "Türk Devleti adına" verilmiş bir karardı bu. Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay'a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye karar vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi?

Hem sonra zaten, Yargıtay'dan hep doğru kararlar mı çıkıyordu?

Azınlık Vakıfları'nın mülklerini elllerinden alan haksız kararlara aynı Yargıtay imza atmamış mıydı?

Başsavcının çabasına rağmen

Nitekim işte başvuruda bulunduk da ne oldu?

Yargıtay Başsavcısı tıpkı bilirkişi raporunda olduğu gibi suç unsuru bulunmadığını belirtti ve beraatimi istedi ama Yargıtay yine de beni suçlu buldu.

Ben yazdığımdan ne kadar eminsem Yargıtay Başsavcısı da o kadar okuyup anladığından emindi ki, karara da itiraz etti ve davayı Genel Kurul'a taşıdı.

Ama, ne diyeyim ki, bana haddimi bildirmeye soyunmuş olan ve muhtemelen de davamın her kademesinde bilemeyeceğim yöntemlerle varlığını hissettiren o büyük güç, işte yine perde arkasındaydı. Nitekim Genel Kurul'da da oy çokluğuyla benim Türklüğü aşağıladığım ilan edildi.

Güvercin gibi

Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink'i artık "Türklüğü aşağılayan" biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular.

Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü.

(Bu mektuplardan birinin Bursa'dan postalandığını ve yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu Şişli Savcılığı'na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.)

Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil.

Benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence.

"Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?" sorusu asıl beynimi kemiren.

Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların "A bak, bu o Ermeni değil mi?" diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum.

Ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.

Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.

Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik.

Tıpkı bir güvercin gibiyim...

Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.

Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli.

İşte size bedel

Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek?

"Canım, 301'in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?"

Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi...

İşte size bedel... İşte size bedel...

İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..?

Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?

"Ölüm-Kalım" dedikleri

Kolay bir süreç değil yaşadıklarım... Ve ailece yaşadıklarımız.

Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu.

Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında...

O noktada hep çaresiz kaldım.

"Ölüm-Kalım" dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnişçisi olabilirdim ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlike altına atmaya hakkım yoktu. Kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım.

İşte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara sığındım ve en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı.

Ben nerede olursam onlar da orada olacaktı.

"Gidelim" dersem geleceklerdi, "Kalalım" dersem kalacaklardı.

Kalmak ve direnmek

İyi de, gidersek nereye gidecektik?

Ermenistan'a mı?

Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?

Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.

Şunun şurasında üç gün Batı'ya gitsem, dördüncü gün "Artık bitse de dönsem" diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?

Rahat bana batardı!

"Kaynayan cehennemler"i bırakıp, "Hazır cennetler"e kaçmak her şeyden önce benim yapıma uygun değildi.

Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.

Türkiye'de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye'de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.

Kalacaktık ve direnecektik.

Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915'teki gibi çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı...

Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.

Ürkek ve özgür

Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.

Şimdi artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruyorum.

Bu dava kaç yıl sürer, bilemem.

Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye'de yaşamaya devam edeceğim.

Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım.

Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.

Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım?

Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.

Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.

Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.

Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce. (HD/TK)
İnsanlar deli olmakta çok haklıdırlar...
mesela Sokrates günün birinde akıllı olmaya kalktı baldıran zehrini içmeye mecbur bırakıldı...

Cemil Meriç
Avatar gebruiker
Don Kisot
 
Utrecht

Bericht op wo 20 jan 2010 23:29

Hepiniz ermenisiniz. :mrgreen:
Bir gün olur yılda, ayda
Birleşiriz hep Altay’da.
Güz ayında, kurultayda
Başı börklü han görünür.
Avatar gebruiker
eikok
 

Bericht op do 21 jan 2010 0:44

Jij een flashback? Dan ik ook een flashback: viewtopic.php?p=889334#p889334

Puur om het beter te begrijpen: wil je dus zeggen dat je de aanwezigheid van Armeniërs in Turkije negeert of iets dergelijks? Dat je een mening hebt over de geschiedenis, het heden én de toekomst van Turkije staat buiten kijf (toch?). Is het dan niet logisch om ook relevante bronnen te raadplegen en een mening te vormen over bijvoorbeeld Armeniërs die zonder twijfel ook deel uitmaken van de geschiedenis, het heden en de toekomst van Turkije? Waarom zou je überhaupt anders een vraag willen stellen als "Hoe zou de situatie vandaag er uitzien als Turkije ook een Griekse + Armeense minderheid van ongeveer 6 miljoen zo hebben ?"

... hoe kijk jij dan precies tegen de aanwezige niet-Turken in Turkije? Je hebt duidelijk iets tegen de term 'Türkiyeli', maar begrijpt ook dat ze zich geen 'Turk' (etnisch dan wel staatsrechtelijk) kunnen noemen. Wat is hun status in een voor jou ideaal Turkije?


Hadi bakalim komik çocuk.
mesaj kaygili sloganimsi seyler
Avatar gebruiker
Kedidir Kedi
 

Bericht op ma 25 jan 2010 1:48

Bi arkadasa bakip, çikcam...

... yok, gelmemis.

Ama bi görseniz, öyle komik ki, insani öldürür valla.
mesaj kaygili sloganimsi seyler
Avatar gebruiker
Kedidir Kedi
 

Bericht op do 04 feb 2010 23:30

eikorkak.
mesaj kaygili sloganimsi seyler
Avatar gebruiker
Kedidir Kedi
 

Bericht op vr 05 feb 2010 1:04

Yav kediciğim, nedir sende bu ermeni ve rum merakı anlamadım gitti ? Gel seninle başka konular üzerine tartışalım. Bu başlık altında dejavu yaşayıp değerli vaktimizi heder etmeyelim.
Bir gün olur yılda, ayda
Birleşiriz hep Altay’da.
Güz ayında, kurultayda
Başı börklü han görünür.
Avatar gebruiker
eikok
 

Bericht op zo 07 feb 2010 16:43

Garip adamsin eikok. Bendeki Ermeni ve Rum meraki mi? Su sayfada biraz yukariya cikip bakar misin, hangimizin "meraki" baslatmis bu tartismayi..? Sonra linkini verdigim o diger tartismanin gidisatina bakar misin, hangimizin meraki baslatmis tartismayi..?

Benim bu forumdaki mevcudiyetimin baslica sebebi, gözüme batan demeclere, özellikle soru seklinde, tepki vermektir. Simartmak gibi olmasin simdi ama, senin demeclerin gözüme gayet batmaktadir ve bu demeclerin ardindaki zihniyetin ta dibine inmek icin seni sorularla síkístírmaya ant ictim. Zoruna mi gitti yoksa?

Hadi, konuyu baska yerlere cekme de, su yukariya tekrar aktardigim gayet basit soruma cevap ver.

Korkuyor musun yoksa gercekten? Korkak misin sen eikok? Cocuklar gibi zile basip, kacmayi mi tercih ediyorsun? Fikir tartismasi yapmaktan aciz misin? Yoksa gizledigin bir sey mi var?
mesaj kaygili sloganimsi seyler
Avatar gebruiker
Kedidir Kedi
 

Bericht op ma 08 feb 2010 0:39

Kedidir Kedi schreef: Garip adamsin eikok. Bendeki Ermeni ve Rum meraki mi? Su sayfada biraz yukariya cikip bakar misin, hangimizin "meraki" baslatmis bu tartismayi..? Sonra linkini verdigim o diger tartismanin gidisatina bakar misin, hangimizin meraki baslatmis tartismayi..?


Eeh kim açmış peki ? Benim tartışma açmaya yönelik bir iletim yok ki. Başlığı açanın ve aynı zihniyet sahiplerinin, ermeni olmalarını diledim. Hepsi bu kadar.

Diğer başlık altında bazı sorulara tam olarak cevap alamadığını söylesene...
Bir gün olur yılda, ayda
Birleşiriz hep Altay’da.
Güz ayında, kurultayda
Başı börklü han görünür.
Avatar gebruiker
eikok
 

Bericht op ma 08 feb 2010 0:55

Kedidir Kedi schreef:
Puur om het beter te begrijpen: wil je dus zeggen dat je de aanwezigheid van Armeniërs in Turkije negeert of iets dergelijks? Dat je een mening hebt over de geschiedenis, het heden én de toekomst van Turkije staat buiten kijf (toch?). Is het dan niet logisch om ook relevante bronnen te raadplegen en een mening te vormen over bijvoorbeeld Armeniërs die zonder twijfel ook deel uitmaken van de geschiedenis, het heden en de toekomst van Turkije? Waarom zou je überhaupt anders een vraag willen stellen als "Hoe zou de situatie vandaag er uitzien als Turkije ook een Griekse + Armeense minderheid van ongeveer 6 miljoen zo hebben ?"


De aanwezigheid van armeniërs in Turkije negeer ik niet, ik stoor me er ook niet aan. Gezien hun aantallen kunnen zij geen gevaar meer vormen. Lekker belangrijk allemaal.


Kedidir Kedi schreef:
... hoe kijk jij dan precies tegen de aanwezige niet-Turken in Turkije? Je hebt duidelijk iets tegen de term 'Türkiyeli', maar begrijpt ook dat ze zich geen 'Turk' (etnisch dan wel staatsrechtelijk) kunnen noemen. Wat is hun status in een voor jou ideaal Turkije?[/i]


Ik heb idd iets tegen de term 'Turkiyeli' als concept waarmee de Akahpe regering de natiestaat wil doen instorten. Een armeniër of koerd die zich "Turkiyeli" noemt, heb ik geen problemen mee.
Bir gün olur yılda, ayda
Birleşiriz hep Altay’da.
Güz ayında, kurultayda
Başı börklü han görünür.
Avatar gebruiker
eikok
 

Bericht op ma 08 feb 2010 9:53

De aanwezigheid van armeniërs in Turkije negeer ik niet, ik stoor me er ook niet aan. Gezien hun aantallen kunnen zij geen gevaar meer vormen. Lekker belangrijk allemaal.


De Armeense gemeenschap in Tr is groot genoeg om een gevaar te kunnen vormen, maar of dat werkelijk zo is, is een andere vraag.



Ik heb idd iets tegen de term 'Turkiyeli' als concept waarmee de Akahpe regering de natiestaat wil doen instorten. Een armeniër of koerd die zich "Turkiyeli" noemt, heb ik geen problemen mee.


Als de AKP de natiestaat 'wilt doen instorten', dan moet je dit kunnen aantonen met een wetenschappelijke publicatie/onderzoek die dit bevestigt. Is dat er niet, dan dien je naar een UITSPRAAK van het Turks hooggerechtshof te kunnen wijzen waar zo een beschuldiging behandeld, en de schuldigen veroordeeld zouden moeten zijn. Waar is dat? Degenen die de 'natiestaat' willen doen 'instorten', zijn degenen die onconstitutionele middelen hanteren of willen hanteren om hun doelen te bereiken en voor fascistische dromen van etnische zuivering etc... niet terugdeinzen. We weten wel allemaal wie ik hiermee bedoel, of niet?

Bovendien is de toekomst van de (achterhaalde) natiestaat over de gehele wereld erg somber. De socio-culturele, politieke en economische ontwikkelingen in de hele wereld (in het kader van globalisering, modernisering en samenwerking) laten zien dat de natiestaat wordt vervangen door economische en politieke samenwerkingsverbanden van RECHTSstaten; staten waar HET RECHT boven ideologieen staat waarin alle staatsburgers ongeacht afkomst etc.. als gelijkwaardig worden gezien.

De natiestaat is ten dode opgeschreven, en dit komt niet door de AKP (de achterlijkheid LOL), dit komt door een groot aantal processen op allerlei gebieden die internationaal over de hele wereld voltrekken. Op sommige plaatsen gaat dit minder snel dan op andere plaatsen, maar iedereen zal eraan moeten geloven.

Bovendien is er niets mis met de term Turkiyeli. Mooi gebaar van Erdogan, een voorbeeld voor heel Turkije.

:mrgreen:
Avatar gebruiker
Laiktevhidcilik
 

Bericht op ma 08 feb 2010 20:45

parazit yapmadan hiç kimseyle tartışamıyacak mıyız arap ? :mrgreen:

Laiktevhidcilik schreef: Mooi gebaar van Erdogan, een voorbeeld voor heel Turkije.



Dit bevestigt nogmaals dat de arap kürt partisi en zijn huidige politiek als doel heeft arabische en koerdische belangen te behartigen ipv Turkse. Niets is logischer dan een arabier die Erdogan hiervoor bedankt. :mrgreen:
Bir gün olur yılda, ayda
Birleşiriz hep Altay’da.
Güz ayında, kurultayda
Başı börklü han görünür.
Avatar gebruiker
eikok
 

Bericht op di 09 feb 2010 1:24

parazit yapmadan hiç kimseyle tartışamıyacak mıyız arap ? :mrgreen:


Onderbouw jouw beschuldiging van parasiet eens, en wat heeft mijn etnische afkomst met de discussie te maken? Graag een onderbouwing.


Dit bevestigt nogmaals dat de arap kürt partisi en zijn huidige politiek als doel heeft arabische en koerdische belangen te behartigen ipv Turkse. Niets is logischer dan een arabier die Erdogan hiervoor bedankt.


Graag even bewijs aanhalen waaruit blijkt dat de AKP geen Turkse belangen behartigt, maar Arabische en Koerdische. Vergeet daarbij natuurlijk niet te definieren hoe je het woord 'belangen' en 'Arabische en Koerdische' definieert.

Succes!

:mrgreen:
Avatar gebruiker
Laiktevhidcilik
 

Bericht op zo 14 feb 2010 19:44

Laik, 'parazit yapmak' heeft niets te maken met parasieten...

*zucht*

Hou aub eens op te doen alsof je alles weet, Turks kunnen spreken is iets anders dan het gevoel van die taal beheersen
-verwijderd-
Avatar gebruiker
Arslan
 

Bericht op zo 14 feb 2010 21:24

Yo ik heb Turks uit leerboeken geleerd, geen wonder dat ik dat soort vreemde woordconstructies niet begrijp.

Heb t nie nodig!


:mrgreen:
Avatar gebruiker
Laiktevhidcilik
 

Bericht op zo 07 maart 2010 18:57

eikok schreef:De aanwezigheid van armeniërs in Turkije negeer ik niet, ik stoor me er ook niet aan. Gezien hun aantallen kunnen zij geen gevaar meer vormen. Lekker belangrijk allemaal.

Inderdaad.

‘Kafes’ planı diye bir plan ortaya çıktı, ‘Hrant Dink operasyonu’ diyor. Medya yazdı mı? Gayrı Müslümlerin üzerine korku salmaktan bahsediyor.

Yargıtay kararını anlatmak için babamın dilinde tüy bitti. ‘Kışkırtılacak kadar Ermeni kalmadı’ denilmişti.

100 yıl önce avdık, şimdi yem olduk.

-- Arat Dink, 19 Ocak 2010 anma töreni.

(sunu da hatirlarsin muhtemelen: Yokluğum Türk varlığına armağan olsun)


Ik heb idd iets tegen de term 'Turkiyeli' als concept waarmee de Akahpe regering de natiestaat wil doen instorten. Een armeniër of koerd die zich "Turkiyeli" noemt, heb ik geen problemen mee.

Een deel van mijn vraag heb je hiermee beantwoord, akkoord. Maar hoe dienen we een Armeniër of Koerd dan staatsrechtelijk gezien te noemen? Staatsrechtelijk een 'Turk', op sociaal vlak een 'Türkiyeli', zoiets?
mesaj kaygili sloganimsi seyler
Avatar gebruiker
Kedidir Kedi
 

Volgende

Onderwerp opties


 
AdverterenContactAlgemene Voorwaarden
WelkomNieuwsEvenementenWeblogsTurkijeForum